19 Mar 2009

Bildik Bir Öykü / SON..



Garip bir sakinlik içinde karşılıklı oturup, çorbalarımızı içiyoruz. İçimdeki karmaşıklığı anlamadığını ümid ediyorum. Ve hiçbir şey olmamış tavrı, daha çok karıştırıyor içimi..Özel bir akşam olmamasını sağlamak için, tenha da seçtiği masa da oturmak istemeyerek, daha gürültülü bir masaya geçiyorum.

- Değişmişsin, ama müthis bir değişim bu Seher..büyüleyici.
- Sen değişmemişsin Ali. Bıraktığım yaştasın sanki! Belki biraz kilo almışsın, o kadar.

Konuşmak yerine, dinlemek, neden? niçin? sorularımın cevaplarını, sormadan almak istiyorum. Dün vedalaşıp ayrılmışız da, bugün karnımız acıkmış hadi “hadi yemek” yiyelim bari havası içindeyiz. Masanın altından ayağına tekme atma isteği var içimde. Niye öfkelendiğimi de anlamamakla beraber…

- Neden İzmir’desin? artık, konuya giriş yapalım!!

Belki “senin için” der..Der mi? Ne demeliyim o zaman, bu söz etkiler mi beni? Hâlâ bunu mu bekliyorum ben? Ben düşüncelere dalmışken “Mehmet” dediğini fark ediyorum..

- Pardon “Mehmet” ?? Dalmışım birden, anlayamadım.
- Bizim şirketin genel müdürü dedim..İzmir’de bir firma ile bağlantı kurduk, görüşmeler için gidilmesi gerekiyor diye dosyalarla geldi yanıma. Baktım, Mehmet sahibi. Aradım, çok beklemeden de geldim işte yanına.

- Ne güzel bir tesadüf…(Mehmet’te İzmir’de demek ki )iç ses..
- Güzel oldu gerçekten de..Bir akşam yemekli, içkili bir yerde hafif gevşemişken..eski günlerden konu açıldı. Seher, dedik tabii ki, seni andık.
- (beni öylesi bir anda hatırlamış!) iç ses..
- Konuşmak isterdim, onunla her şeyi..diyince. Telefonunu verebilirim istersen,dedi.
- Benim ev telefonumu ondan mı aldın?
- Evet. Ben..ben kızacağını hiç düşünmemiştim!
- Kızmak değil, burada yaşadığımı bildiğini bile düşünmedim ben.
- Aaa, siz görüşmüyor musunuz? Ben sandım ki..
- Tabii ki, hayır. En son mezuniyet balosunda gördüm onu da, diğer herkes gibi.

- Bana seninle ilgili her şeyi anlattı. Yaşadığın semti, işini, evini paylaştığın arkadaşlarını..bunları bildiği için..ben sandım ki, siz ikiniz, görüşüyorsunuz.

Bu kadar yakınımda, çevremde…her zaman benimle aslında.

- Seher, dinliyor musun beni? Ben o günleri hiç unutmadım, seni. Bu kadar zaman sonra, ikimiz için bir şans olabilir mi?
- Bana Mehmet’in numarasını verir misin Ali? Aynı anda çantama uzanıp, cep telefonumu aramaya başlıyorum..donuk bakışlarını fark etmiyor değilim, ama umurumda değil. Telefonun rehber kısmını açıp, “hadi, söyle” bakışıyla yüzüne çeviriyorum gözlerimi. Belki anlıyor, belki neyse ne işte..

**

Restoranın giriş kısmında acele çeviriyorum numarayı.
- Alo..
- Mehmet !
- Benim..siz ?
- Mehmet benim..
- Seher…Seher, sen, siz.... Ali ile birlikte değil misin bu akşam?
- Evet, şu an masa da görebiliyorum onu. Garsonun getirdiği tatlıyı yemeye başlasam mı? Yoksa beklesem mi? Diye düşünüyor sanırım.

Kıkır kıkır gülüşünü duyuyorum…
- Oradan hiçbir yere ayrılma..kıpırdama hatta. Telefonu kapatma, geliyorum. Sokağa çıktım, arabanın yanındayım şimdi…beni bekle, sana geliyorum!

**

Bir denklem var belki, seven ve sevilen.

Seher seven = Ali sevilendi…Uzun uzunca bir dönem. Başka bir denklemde vardı, aslında, gözden kaçan.

Seher hep sevilen = Mehmet her daim seven. Sevgi, bile hak edenin olmalı!




Alpay - Ayrilik rüzgari - Alpay - Lastmp3.net

3 yorum:

sufi dedi ki...

Seher=Ali= sabreden derviş muradına mı ermiş acaba?

hayatınortasında dedi ki...

:) öyle olmuş gibi gözüküyor buradan, okuduğumda..

Pırıltılı cadı dedi ki...

:) mutlu son dıyelım ozaman