26 Şub 2009

hüsran..



Gece,
Sokak lambasının ışığı altında
İnceden yağıyor
Yağıyordu, üzerime.

Siyah-beyaz tüyleri birbirine yapışmış
Minik bir kedi
Öyle kimsesiz
Kimsesiz baktı, yüzüme.

Adımların kadar önümdeydin
Tek sözün bitirdiği mesafe kadar.
Ve yeni bir başlangıç kadar uzak
Uzaktı bakışların, seçemedim.

Gece,
Sokak lambasının ışığı altında
Minik bir kedi
Öyle kimsesiz
Kimsesiz kaldı.

Adımlarımın ilerisi sokak
Senin geride bıraktığın boşluk

Demek,
boşlukta debeleniyor
debeleniyor tüm umutlarım.

.

Bildik Bir Öykü / Sondan bir önce :)

Böyle bitmedi tabii ki öykü. Kafasında acabalarla kalan birkaç kişi ve kendim için devam edicem, hızlıca.

Yeni bir dönem başladı benim için…yürümüş olmak için yürüyen amaçsız ayaklar, konuşmak zorunda olduğu için konuşan bir ağızla geçen günler. Öyle sıradan ve sessiz. Çevremdeki herkes derin bir üzüntü ile baktılar bu yeni halime. En çokta annemler.. Hem herkese kızgındım, hem hiç kimseye..En çok kızdığım kendimim aslında.

Üniversite sınavlarına girdim. Annemlerinde çok istediği gibi İzmir’i kazanıp, teyzemlerin yanına gittim. Buralardan uzaklaşmanın bana iyi geleceğini düşündüler. İçimdekiler ve beynimdekiler aynı olduktan sonra, ne önemi var diyordum. Ama haklılarmış. Teyzemler beni çok iyi ağırladılar, evimmiş gibi rahat ettirmeye çalıştırdılar ama yük oluyorum duygusunu daha fazla taşımamak için, yurda geçtim. Asıl macera orada idi. Başka insanlar, yaşamlar, sorunlar, eksiklikler, delilikler, güzellikler derken..kabullendim kendimi ve olanları. Yurt faslıda çok iyi anlaştığım iki kız arkadaşımla ev tutmamızla son buldu.

Biz üçümüz sabit kalarak, pek çok ev arkadaşı değiştirdik. Bulaşık kavgaları, ev temizleme sıraları, yiyecek saklamalar, erkek arkadaş krizleri, kahkahalar, kimi hüzünler, annemleri özlemelerimle geçen 4 senenin sonucunda..Bu alıştığımız ev düzenini bozmayarak, İzmir’de kaldık. Oya ve ben aynı şirkette işe başladık. Füsun’unda birkaç başvurusu oldu, cevap gelmedi. Evimizin kadını o, bize güzel yemekler, sofralar hazırlıyor. Şimdilik yani. Birkaç güne kalmaz söylenmelere başlıyacağını biliyoruz.

O akşam eve girerken, kendimi çok yorgun hissediyordum, hasta gibi. Oya banyoya girdi bense koltuğa kendimi bırakıp

- Füsun, ne yiyicez bugün? diye mutfağa doğru seslendim.

Üzerine domates sosu dökülmüş, koca bir kızartma tabağı ile girerken ki tavrından duymadığını anladım.

- Ne oldu niye bakıyon Seher’im.
- Hiç özlemişim ondan. Sevimli sevimli gülümsedim.
- Aaaa seni bugün biri aradı. Beni mutlaka arasın diye kaç kez tekrarladı, telefonun yanındaki deftere yazdım numarasını.
- Kimmiş ?
- Ali dedi ... diye bağırarak az önce girdiği mutfaktan, bu sefer elinde yemek tabakları ile döndü, yüzüme bakarak.
- Ne oldu Seher ? İyi misin canım, rengin attı birden.
- Yok. Eski bir tanıdık. Uzuzn zamandır, haberleşmediğim. Şaşırdım. Çok eski, çocukluğumdan hem de..

Niye arıyordu beni? Neden soruyordu ki hala? Ne hakla! Sinirden başka bir şey hissetmediğimi anladım o an..

24 Şub 2009

bilmeden..



gri bir sabaha uyandım, dün
alelacele giyinirken,
siyah pantolonumun üzerindeki tozları elimle silkelerken, düşündüm ilk.
özlediğimi, seni.

istanbul'un kar yağmamış semtinde başlayıp,
kaldırımları beyaza boyanmış bir başka semtinde
son buldu yolculuğum,
sivri burun çizmelerimin sebep olduğu
kaymama çabamlarımla.

soğuk bir oda da
kupa da içilen çaya, ısıtsın diye tutunurken
asıl özlemindi yakan, beni.

kalan o tek fotoğrafındaki, gülüşü kattım
yüzümdeki gülüşün içine..
bir-iki kırık dökük söz vardı bir de kalan
ne anlattın
ne söyledin
neydi gerisinde saklanan
okudum.

çantamdaki kitabın,
orta sayfalarında
esas oğlan, esas kıza sarılıp
öperken, alev alev
okudum ya..
öyle okudum.

ve tüm bu özlemin ardından,
kat be kat
sustum sana.

gri bir sabaha uyandım, bugün.

bugün ve yarın da
daha kaç kez özleyeceğim seni,
ben bilmeden..
sen bilmeden..

23 Şub 2009

sade-ce



bir kapı kapanır, ardından
toza karışır, uçar gider gülüşler..
incir çekirdiğini doldurmaz, gözünü -yaşla- dolduran.

**

ortaya konan tabaktan
kaşıklanacak, lezzet tükenir
herkes kalkar gider sofradan.
kuru ekmeğini de, böler
sunarsın sen.

**

sırtını sıvazlarken el
hadi derken
uyduruktan söylenen-söylenmeyen
tüm cümleler,
kalbini kırmaz.
canını yakmaz.

Bugün,
sadece zoruna gider..

21 Şub 2009

Bildik Bir Öykü..

Gece ilerliyordu, müzik, dans, konuşmalara karışan kahkahalarla..Nilgün’le tuvalete giderken, gördüm Ali’yi. Şöyle bir göz ucu ile bakıverip, döndü önüne. Bu kadar yani. Bütün gece için uğraşım, hayallerim..hiç bir anlamı yokmuş. Hali de, üstü başı da bir tuhaftı, aslında.
Masa da daha bir keyifsiz oturuyorum. Sandalyemin dibinde bitiyor, Mehmet.

- hadi gecenin suratsızı sen seçildin, ödül olarakta benimle dans ediceksin.
- ne kadar zarif bir dans teklifi bu efendim, kendimi pek bi önemsedim.

Gülüyor, sıcacık. Siyah bir takım elbise giymiş, içinde maviye yakın bir gömlek, kravat bile takmış. Ali’nin bu akşamki özensiz halinden sonra, beğeni dolu bir bakışı hak ettiğini düşünüyorum. Güzel bir şarkı çalıyor, fonda. “neydi bir arada tutan şey ikimizi, birleştiren neydi ellerimizi. Bırak bana anlatma imkansız sevgimizi, sevmek bir çok şeyi göze almaktır.”
**
Ağlayanlar, verilen sözler, telefon numaraları, sıkı sarılmalar, kopamamalar, vedalar arasında gece bitiyor. Ayla ile Ali’yi bekliyoruz, eve gitmek için. Mehmet’le Mustafa ortalarına almışlar onu, hararetli bir şeyler konuşuyorlar. Durum sonradan netlik kazanıyor. İçkili bir gece olmamasına rağmen, dışarıdan içeriye getirilenlerden Ali’de bolca tükettiğinden, bizimkiler o halde bizleri eve götürmesini istemedikleri, o da ısrar ettiği için..hafif bir gerginlik yaşanıyor.
**
Arabayı Mehmet kullanıyor, Ali yanında. Ben,Ayla ve Mustafa arkadayız. “Önce seni bırakıp, sonra Ayla’ların siteye gideriz, ordan da biz bir şekilde gideriz eve” diye ısrar ettikleri ve mantıklı geldiği için kabul ettik.
Bizim sokağın başına büyükçe bir kamyon park edilmiş, tekrar aynı yoldan geri gidip, aşağıdaki sokaktan girmemiz lazım ama, zaten Ayla yeterince geç kaldı düşüncesi ile..
- ben burada inip, koşarak giderim Mehmet, dur diyorum.
- Hangisi sizin ev, kızım sokak karanlık. Arabayı kenara alıp, kapıya kadar geliyim. Derken, daha sözü bitmeden Ali kapısını açıp,
- Ben bırakırım, diyor.

Deli gibi seviniyorum. Diğerleri hiç hoşnut olmuyorlar, fark ediyorum.

Yavaşça yürüyoruz yan yana. Oldukça kötü kokuyor ve düzgünde yürüyemiyor aslında. Apartmanın girişinde durup geri dönüyorum, vedalaşmak için.
- Ben istemedim diyor, sarsakça
- Neyi istemedin, sarhoş olmayı mı?

Öylece bakıyor, yüzüme. Cevaplamadan, söz söylemeden, uzun ve boş gözlerle. “Hoşça kal, seni üzmek istemedim” derken dudak kenarımdan öpüyor yine usulca. Bu sefer o bildiğim duygu için, çeviriyorum başımı. Dudaklarımdaki, dudağının tadını yeniden hatırlamak istiyorum…

**

2 hafta dediğin nedir ki? Göz açıp kapayana kadar geçiyor. İçimi o son görüşmemizin anısı ile ısıtıyorum , Ayla’yı düşünmekse sızlatıyor, üzüyor biraz da.
Nişanın yapıldığı gecenin sabahı, telefon çalıyor. Koşarak açıyorum, havadisleri dinliyeceğimi düşünerek. Ayla değil, bir başka arkadaşımız. Ama şimdi hatırlamıyorum, kim?

Konuştuklarını da tam anlamıyorum aslında..Annem o kilitlenmiş halimden ürküp;

- kızım, kim? Birine bir şey mi olmuş ? söylesene diye bakıyor yüzüme.

Başımı iki yana sallayabiliyorum, “hayır” demek ister gibi. Telefon ahizesini yerine bırakıp, yere oturuyorum. Ben bunu biliyordum aslında, neden şaşırıyorum ki? Anlamamış mıydım sanki? Hissetmiştim de işime gelmemişti …Ağlamıyorum bile, kalakalıyorum.

Yaz bitiminde, hafif serinliğin başladığı o güzelim Eylül’ün ilk günlerinde de, havuz başında düğünleri yapılıyor Ali ve Ayla’nın..

20 Şub 2009

umurunda mı?

Perdeleri sonuna kadar açık..
bu onun rahatsızlığı değil.

benim için ? belki..

küfürleri geliyor kulağıma,
duymamazlık üzerimde yeni bir leke.
karşılaşırsak, gözlerim yerde.

bayağılık seçimi ise
bana ne ki?

19 Şub 2009

Bildik Bir Öykü / (kaçtı unuttum)

Erken geldiğim için Mezuniyet Balosu’nun yapılacağı otelin girişinde, aylak aylak dikiliyorum. Gelen geçen herkes gülümsüyor. Tanımasam da, çoğunluğunda yüz aşinalığı ve bugünün neşesi var ya, gülüyorlar işte. Sınıfta ki birkaç kişi salona doğru geçmek için ısrar ediyor.
“Yok, burada bekliycem.” Diyorum.

Gözlerim yolda. Geliş anını kaçırmamalıyım. Bundan sonrası için, yüzünü göremeyecek olsam bile, böyle hatırlamak istiyorum.

Bir taksi yanaşıyor, babası ile iniyor içinden. Rahatsızlık vermemek için, uzaklaşıyorum biraz. Elimde değil, düşünmemeye çalışsam da..hep aklımda. Onun gözü beni görmüyor, sesimi bile duyduğundan şüpheliyim aslında. Ali’yi o kadar çok seviyor ki, o coşkusu bile hoşuma gidiyor.
Bir gün olsun dönüpte, diyemiyorum “kızım, bu çocuk şımarık bir zengin çocuğu. Züppenin teki.”
Yanlış anlar, biliyorum. Yanlış anlardı yani, artık bir açıklama yapmak içinde çok geç. Kaç kez gördüm, başka kızlarla el ele. Onu üzgün görmemek adına söylemedim, ne büyük hata yapmışım. Bilseydim, çeker kolundan uzaklaştırırdım.

- Mehmet, hadi gelsene oğlum..

Mustafa’nın sesi ile irkiliyorum. Orkestra da bir arkadaşım var diyordu, o şarkıyı biliyorlardır mutlaka. Onu çaldıklarında dans edicem onunla, ilk ve son kez. Seni ben seviyorum dediğimde, anlar mı anlatmak istediklerimi..

**



- Seher, Ayla ile kesin sözleştiniz dimi? Babası bırakıcak gece dönüşte sizi.
- Evet, babacım. Merak etmeyin, biter bitmez “alooo” diyicez. Gelicek babası.
- Tamam, dağıtma sakın.

Öpüp yanaklarından, acele acele salona giriyorum. Kalabalıkta dolaşıyor gözlerim, tanıdık çokta, bizimkileri göremiyorum. Ayla yok henüz. Nilgün’le Fatoş’u görüyorum bir masanın başında. Görmememde mümkün değil hani, şehirlerarası yolculuktan dönen biri gibi el kol hareketleri ile karşılıyorlar beni. İlişiyorum yanlarındaki sandalyeye.

Onlarla etraftakileri çekiştirirken görüyorum Ayla’yı. Suratı beşkarış. Elbisesi çok frapan, annesi zorla mı aldırdı acaba? Ondan mı tadı kaçtı? Nerdeyse koşarak gidiyorum yanına.

- Nerde kaldın arkadaşım, biticekti balo. Gülüyor.
- Aaa tüm eğlenceyi, dedikoduyu sana bırakmazdım. Geldim yine de dimi?
- Neyin var senin? Elbiseye mi taktın?
- O da var tabii. Nişan elbisem canım, annem bunu giymem için bir baskı, bir pres. Hani göndermem bile dedi nerdeyse.
- Ee abartıyorlar ama yaa!
- Kızım abartmak ne kelime, bu değil sonraki hafta nişanım var.
- Çok acele ettiler Ayla. Nişanlını sen tanımadın bile.
- Umurlarında mı sanıyorsun?
- O zamannn, bende bu elbisemi giyerim.
- Seher bir şey söyliycem.
- İzin mi istiyorsun salak, söylesene..
- Aile arasında olucak dedi bizimkiler, arkadaşlar gelmiyecek.

Çok bozuluyorum aslında “olsun, peki” dememe rağmen. Ne hayaller kurmuştuk, neler yapıcaktık demiyorum. Onun da istediği şeyler değil bunlar, biliyorum. Bütün neşem kayboluyor.

- Ayla, Ali’yi göremedim ben. Gelmedi mi acaba?
- Şey, geldi yani aynı araba ile geldik, beraber. Gibi bir şeyler geveliyor.

Boş gözlerle bakıyorum. Anlıyor tabii ki, anlayamadığımı.

- Hani aynı sitede oturuyormuşuz demiştim ya sana.

Evet, bunu hatırlıyorum. Gidemediğim çay davetinde, beni sormak için yanına geldiğinde sohbet etmeye başlamışlardı, laf lafı açtı demişti.

- Biliyorum bunu Ayla!
- Aynı okuldayız diye konuşmuştuk bizimkilerle de, nişanlı kızsın, yalnız göndermeyiz diye tutturdukları için..onunla gönderdiler. Dönüşte de bizi o bırakıcak.

Sonradan düşündükçe, onunla eve birlikte dönücek olma hayali o an beni , o kadar sarmıştı ki ..diğer tüm ayrıntıları görmemeyi seçmiştim. Görmezden gelmek, daha kolay gelmişti belki de…

18 Şub 2009

Aşk'a Yergi / 2



Kötüyü gören gözlerin var
iyiye yormayan.
dilinin en ucundazehirin var
kaç kez baktı / k
tadına ?

seviyorsa, bu şimdidir
yarına verilmiş sözü yok
aşksa
kaç kerelik?
tekrarı yok!

aklına yaz
ister yüreğine..

saatin yelkovanı diğer zamana sıçradığı anda
unutulur ..

ezberi de yok!

.

gün..



hiç ummadığın bir sabah çıkar gelirler
unutmamışsındır
ama beklemezsin,
günün olağanlığında

sesi kulağında yankılanır.
Sıcaklık içine
karınca adımlarıyla yürümeye başlar
özledimi taşırken arkasından..

"gazeteye ilan vericektim seni bulmak için..içimde ukdesin"
dediğinde
kahkahalar karışır, gözyaşına.

ve diğeri..
hüzünlü halini göremesen de,
hissederken.
"seni seviyorum" u sakınmadan
bırakır,
avuçlarının içine
o bir su damlası gibi en saf hali ile..

hiç ummadığın bir sabah çıkar gelirler
gününü aydınlatmak için.

kadınların
o sadece kendine has
özenleri ile..


.

17 Şub 2009

Aşk'a Yergi..



Saçlarının her bir telinde, dolanırken
yüzüne dokunup
bir bahar rüzgarının ılık nefesiyle,
titretirken bedenini.

bir savuruşu var / dı !

Yerle bir olurken sen..

Önce gözünde büyüttün
sonra yüreğinde.