İzlediğim Filmler'den.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İzlediğim Filmler'den.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Şub 2018

Goblin / kore dizisi

1 sene sonra tekrar izledim. İlk kez izliyormuş gibi çokça güldüm, ağladım. Şarkıları da çok güzel. Güne bir not olarak, eklemek istedim.



28 Nis 2017

When A Man Loves





When A Man Loves OST Baek Ah Yeon - Introduction To Love


Dizibox1.com da rastladığım "The Legend Of The Blue Sea" dizisi ile başlayıp, koreanturk.com la "Goblin", "Descendants of the Sun", "Saimdang, Lights Diary" ve arada diger dizilerle devam eden Kore dizisi izleme hızım devam etmekte..19 bölüm içimin şiştiği, yüreğime bir öküz oturmuş hissi vermesine rağmen, müziklerini çok sevdiğim ve unutmamak için buraya bir not olarak eklemek istedim. Song Seung Heon'da hatırlayabileceğim bir isim degil elbet, etkileyici:)

20 Şub 2014

Bi küçük Eylül Meselesi..


Ne kadar uzun zaman olmuş, bir film izleyip yazmayalı..

Eylül'e takıntılı olduğum için, ismini duyduğum anda gitmeye karar verdim. Ne güzel Bozcaada, ne güzel tatil, ne güzel sarışın bir bayandı öyle:) 

Şarkısı bile film gibi duru, naif..

Müthişti, süperdi demiyorum elbette ama kendince bir havası var, insanı saran. Nedir, ne olmuş ki, niye ya diye sonuna kadar düşündürdüğüne göre, heyecanı da güzeldi..İzlemeli.


18 Ara 2011

Jane Eyre



Dizi, film, kitap..Neden hala ilgimi çektiğini bilmesem de, yine sıkılmadan izledim. Sakin, dingin, minik dokunuşlar, kaçamak bakışlar, çok değil az sarfedilen sözler yeterse size de, izleminizi öneririm:)

20 Kas 2011

Alacakaranlık -Şafak Vakti 1.

Yine tek bir yorum, görüntü, fragman dahi izlemeden hiçkimsenin ve hiç bir şeyin etkisinde kalmadan izledim filmi. Yan koltuğumda oturan bayan, diğer yanında oturan bayana film başlamadan fısır fısır geçmiş konuları aktarmaya çalışıyordu. Bırakın ilk 2 filmi izlemeyi, kitapları okumadan nasıl konu anlaşılabilir bilmiyorum:) Ve, kitaptaki tüm detayları bilmeden beyaz perdeye yansıyan görüntüler yetersiz, konu ilgisiz, kopuk gelmiştir bir çok kişiye diye de düşünüyorum.

Düğün sahnesi, dekoru, gelinlik tam anlamı ile rüya gibiydi. Hele ki babası ile vedalaşması. Kurtların yada kurda dönüşenlerin dövüş-koşma sahneleri de etkileyiciydi. Hep merak ettiğim kitapta o çok zor hamilelik sürecinin nasıl aktarılacağıydı. Bella öyle çökmüş, zayıflamış bir haldeydi ki, kemiklerin kırılma seslerini dahi eklemişlerdi. Finale yakın doğum sonrası Bella nın halini, kitapta gözümde canlandırırken dahi o denli trajik değildi. Vücudunun tepkileri, kanın akışı, vs.vs. Tüm eleştirelere rağmen, beğendim:)

27 Şub 2011

Zoraki Kral

Doğrusu Oscar adayları arasında gördüğüm için, izlemesem içimde uhde kalacağı düşüncesi ile izlemeye karar verdim. Aksiyon barındırmayan, iki kişilik dialoglarla geçen bir konu olmasına rağmen yine de, sıkılmadan izlediğim bir filmdi. Konuşabiliyor olmanın, günlük hayatınız da basit olarak gördüğünüz bir eylemin, bir başkası için ne kadar da güç olabildiğini, hissettiriyor size.

Bir de, gerçek bir hayatın izleri olduğunu da unutmamak gerekiyor. Yine de, aylardır vizyona girmesini beklediğim siyah kuğu'yu da yarın izledikten sonra, hangi film gölge de kalıcak biliyorum:)

Gelecek filmlerin fragmanları içerisinde dikkatimi çeken "kader avcıları" oldu..izlemeli tabii ki:)



13 Şub 2011

İncir Reçeli


Rezervasyon yaptırmak için sinemayı aradığımda, isimleri aklımda tutmayı başaramayan hafızam yine güzel bir oyun oynayarak, "incir çekirdeği" ismini söyleterek bana ve yer ayırmak için telefonun diğer hattındaki kişiyi de kahkahalar attırarak başladı filmle maceram.

İzlemeye gelenlerden birinin birebir ifade ettiği gibi, ailecek film izliyormuşuz havasında minicik bir cep sinema salonuydu. Yayınlanacak filmlerin fragmanlarını izlerken, bir sıra yanımdakilerin hala fısır fısır duyulmadığını sanarak, duymak zorunda kaldığım çok gereksiz dedikodularından rahatsız olduğumu pufflayarak ifade etmeye çalışırken, karanlıktan aydınlığa geçiş yaptığım
ız için tüm salonun aynı off puff seslerine karıştım:)

Film başladığında tüm ışıklar açıktı ve sinir oldum buna..Kenarlarda oturan bir bayanın bir koşu dışarı çıkıp, görevlileri uyarması ile ancak durum normale döndü.

Güzel bir müzikle başladı film, güzel şarkı söyleyen bir bayanla devam etti. Barbara Lourens'miş bayanın ismi ve şarkıları kadar hüzünlü bakışları da çok hoştu.

İnsanı sarıp sarmalayan bir aşk filmi değildi. Yada bana öyle geldi :) Sezai Paracıkoğlu'nu daha önce nerede izlediğimi bilmiyorum, siması tanıdık gelse bile. İfadeleri, hareketleri ile sadece onu izlemek için bile değerdi demeliyim. Sabah uyandığında, gerçekten uyanır gibiydi. Kederle sevdiği kıza bakarken de, acısını hissediyordunuz vs.vs.

Hani erkek karakter o kadar doğal olduğu için mi, kadın karakter o kadar yapmacık geldi bilemiyorum. Ama Melike Güner pek eğrelti geldi. Hele kahvaltı için gittikleri yerde, konuşma tarzı hareketleri..günlük hayat içerisinde de, böyle abartılı davranışlar hoşuma gitmediği için mi bilemiyorum, sevemedim.

Bol içki, bol balık ziyafeti ve müzik eşliğinde, aslında görünenin, sandığımız gerçekler olmadığının ortaya çıkması ile farklı bir sonuçla bitiyor film. Yine Sezai Paracıkoğlu'nun bir bunalım süreci var ki, saçından başına, bakışlarına kadar etkileyiciydi..




6 Şub 2011

Aşk Tesadüfleri Sever..




















"Seni ararken
kendimi kaybetmekten yoruldum
buldugumu zannettigimde
kendimden ayri düstüm

bu garip bir veda olacak
cünkü aslinda hep icimdesin
ne kadar uzaga gitsem de
gittigim her yerde benimlesin

söylenecek söz yok
gidiyorum ben

hoscakal hoscakal hoscakal hoscakal..!
ben bir kisrak gibi
gelmisim dünyaya
sahlanip kosmak icimde var
hoscakal " Şebnem Ferah

Nedense sondan başlamak istedim, son sözlerden..Öyle kırık dökük, gözlerimin kırmızılığı belli olmasın diye koltuktan kalkmadan bir süre beklerken hâla kulaklarımda çınlayan şarkıdan.

Çok güzel bir filmdi. Çok doğal. Oyuncular, renkler, dekor, müzikler, eller, bakışlar, sesler..evet oldukça fazla etkisinde kalmış bir durumdayım ve ifade edeceğim kelimelerin ise yeterli gelmeyeceğini biliyorum. Sıcacık bir filmdi. Güldüren, içi sızlatan, evet hem de ağlatan. Konusundan bahsetmemek en güzeli :)

Bir sahnesinde Deniz "bir anlamı olmalıydı, doğmamın" diyordu tesadüf eseri hayata merhaba dediği, doğduğu günü hatırlarken. O an, dinleyip geçilen repliğin önemini, sonraki sahneler aktarıyordu. Bu küçük bir ipucu olsun..

28 Kas 2010

New York'ta Beş Minare /Mahsun Kırmızıgül


Üzerinde bu kadar konuşulunca, dinleyince görmeden olmazdı :) Mahsun Kırmızıgül'ün daha öncesinde de rekorlar kıran filmlerini izlemek için istek duymamama rağmen, buna neden kayıtsız kalamadığımı bilemiyorum, doğrusu. Sinemada bir film izlerken gösterilen fragmanı etkiledi belki de, beni.

Görüntüler çok güzeldi. Cami, zikir, özellikle Ali Sürmeli'nin vaaz sonrası cami avlusundaki o kuşlar etrafında uçuşurken görüntüler, Amerika çekimleri, Hacı Gümüş'ün evinin ışıltılı beyazlığı, duvardaki Bitlis fotoğrafı üzerinden Bitlis'te güne yeni doğan güneşe yönelen kamera etkileyiciydi.

O denli bir emek varken ortada, detayları görmemezlikten gelmek gerekiyor belki de:)
FBI ajanı Becker'ın ikiz kulelerin altında kalan ağbisi nedeni ile hissettikleri gibi. İlla ki, hınç için bir sebep olması gerektiği neden düşünülüyor ki acaba? Hacı'nın kızı ile nişanlısının evden acele koşarak çıkışlarını da, bir süre unutamıycam sanırım. Yine Becker'le Mustafa San
dal'ın karşılıklı Türkçe konuşmaları sırasında, Sandal'ın kitap okur sesi ile verdiği mesaj, yanında oturan Kırmızıgül'ün neler konuşuyorsunuz diye sorması gibi..

Şu var ki, son ana kadar Deccal'in melek görünümü ile kendini gizleyen Haluk Bilginer olduğunu düşündüm durdum. Orada izleyenleri ters köşeye yatırıyordu belki de, film.






Prensesin Uykusu / Çağan Irmak



Düşle gerçek, gerçekle masal arasında..perili, hüzünlü, gülümseten, içinizi de sızlatan bir filmdi. Sanki Çağan Irmak içinden geçen bütün film tekniklerini kullanabilirim diye göstermek istemiş bizlere :) Birden ortaya çıkan fantastik görüntüler, geçmişi çizgi filmle anlatan kareler..ilginçti gerçekten.



1 Ağu 2010

Di Caprio / Başlangıç..



Biraz matrix, biraz avatar denebilir belki de..Ama muhteşemdi. Soluk soluğa, düşündürmeye zorlayıcı, anlamaya itici, bir saniyesini kaçırmadan, sonraki adımın telaşında kendinizi bulduğunuz. Konu rüyaların içinde yaşanan gerçekler olunca, gerçeklerin içinde beliren düşler, bunların ekrandan bize yansıltılması da, muhteşemdi..Birden binaların içine dolan sular, patlayan, çöken yollar vs.vs. (çokta detay vermemeli, yeni izlenmeye başlamışken)





Di Caprio ve diğer tüm oyuncular etkileyiciydi. Salonda derin bir sessizlik, kıpırtısızlık hakimdi :)


Uyanmalarını sağlamak için dinledikleri müzik Edith Piaf'ın şarkısıydı. Neden özellikle o şarkı diye düşündürdü, doğrusu..


Akılda kaldıkları ile 2 film..


TUTULMA
İlk iki filmi ve kitaplarını okumayanların, anlaması, sevmesi oldukça zor bir filmdi :) Jesper'in insanların hislerini kontrol etme , Edward'ın düşünceleri okuma yeteneğini herkes biliyormuş gibi, üzerinde konuşmadan, izleyene aktarmaları gibi...Hatta, Edward'ın bir tek Bella'nın düşüncelerini okuyamadığı da, eklenmeli.
En çok merak ettiğim Kurt Adamları'n dönüşümüydü ve etkileyiciydi..Kitapta çokça bahsedilen yüz güzelliği, Edward haricinde tüm vampirlerde fazlası ile vardı. Yeni vampirlerden oluşan grubun saldırısı, çokta dehşet, korku yaratıcı gibi aksettirilmemiş olsa da, dövüşme sahneleri, özellikle victoria'yı kovaladıkları bölümler, etkileyiciydi. Filmden çıkar çıkmaz, yazmayınca içimde kalanlar, oldukça azalmış. Hele ki, di caprio'nun filminin etkisindeyken :)

SİHİRBAZ'IN ÇIRAĞI

Filmlerin vazgeçilmez büyücüsü, Merlin..Üç yardımcısından, ikisi birbirlerini sevince, diğeri de o bayanı sevince, o onu değilde, diğerini sevdiği için, kısaca istediği olamayınca, herkese sırt çevirip, kötülüğe döndüğünde :) film başlıyor. Nicholas Cage'i her daim seven biri olarak, izlemeliydim bu filmi. Yaşlanmış biraz, hele ki birlikte oynadığı acemi delikanlının yanında, daha bir yaşlıydı. Niye, yardımcı bir rol olsa dahi, karizmatik bir kişi seçmezler, merak ettim doğrusu? Eğlenceli, sihirli, aksiyonlu, orta ölçek bir filmdi kısaca..

13 May 2010

When İn Rome / Aşk Çeşmesi..



Söylemesi ayıp olucak ama Mel'le ayrı zamanlarda ve ayrı kişilerle olsa da, Aşk Çeşmesi'ne gitmişliğimiz vardı. Sırtımız dönük, para bile atmıştım evet:) Hatta İspanyol merdivenleri, coliseum, Vatikan kısaca Roma..

Eğlenceli, anlık kahkahaları engelleyemediğiniz, küçük-büyük sakarlıklarda, şaşkınlık nidaları -salonda pek çok kişi off ayy şeklinde tepki verdiği için- atılabilen, bir filmdi.
İşine son derece bağlı, güzel başrol oyuncumuz..kız kardeşinin düğünü için Roma'ya 1-2 günlük bir yolculuğa çıkıyor. Aşk Çeşmesi'ne atılan bir kaç bozukluğu sudan çıkardığı için, atan kişilerin, mucizevi bir şekilde "tanrıçası" haline dönüşüyor. Sevdiği kişinin de, bu kişilere dahil olduğu düşüncesi işleri daha da karışık hale dönüştürürken, mutlu sonla paralel bir mutlulukla salondan ayrılıyorsunuz:)

Remember Me / Beni Unutma..











Alacakaranlık Serisi'nden çokça etkilenen kişilerden, ikisi olarak Mel'le bu filmi seçmemizin, Robert Pattinson'la uzaktan yakından ilgisi yok diyemem:) Vardı..Tamamı ile bilinçli bir seçimdi. Hiçte pişman olmadık, doğrusu.

Geçmişte yaşanan kayıpların, acıların üstesinden gelen yada öyle sanan yüreklerin, acıların, özlemlerin, kalp kırıklarının, çabaların içinde gelişen bir aşkın anlatımıydı. Sadece yaşanan "an" ın değerini bilebilmenin..
Son sahnesi ile de darmadığın ediyor, sizi.

2 May 2010

Siyah Beyaz


Ne büyük umutlarla gittim, aslında..Arkadaşlık, dostluk, paylaşım, özveri ile ilgili bol aksiyonlu olmasını beklemeden, ruha dokunan/doyuran bir film göreceğim düşüncesiyle. Öyle olması bir kenara, hiçbir şey anlatmadı bana ekranda gördüklerim, aktarmadı. Sıkıldım. Aynı film sahnesine, aynı sürelerle sığdırılan ve pek çok şeyi anlatan filmleri hatırlayınca, seçimim için kendimi suçladım bile demeliyim.

Bir sahnesinde, Tuncel Kurtiz masa başında, son derece doğal oynamıyor gerçekten sohbet ediyor gibi..peynirin tadına bakışı, içki içişi doğal. Ona eşlik eden Şevval Sam ise uzun süre yanında olan bir arkadaşı değil de, o soruları sorması gereken biri gibi, sadece sorularını soruyor.
Yakışmıyor o doğallığın yanına yada yine bana öyle geldi :)
Sanki, ikinci bir şansımız varmışta; konu bir başka sefere anlatılacakmış gibi giriş yapmadan, kişileri tanıtıyorlar ve sinemadan çıkıyorsunuz. O kadardı işte...emeğe, çabaya, elbette ki saygı ama sevmedim :)

5 Nis 2010

Leap Year / Türkçe adı Aşka Yolculuk :)



İrlanda eski adetlerine göre; 29 Şubat tarihinde, sevdiği erkeğe evlilik teklif edebileceği düşüncesi ile...kendisine yüzük yerine, küpe alan kardiyalog sevgilisinin peşinden yollara düşen, planlı-programlı, titiz, mükemmeliyetçi bir bayan :)
Dublin'e gitmemesi için hava, yol şartları devreye girse de, özel arabası ile götürmesi için bir başka kişiyi yüksek bir bedel karşılığında ikna ediyor..
Aksilikler, sakarlıklar, tabiat, manzaralar, başroldeki Amy Adams, her filmde görsekte, itişip-kakışıp sonunda arada oluşan o çekim ve enerji, İrlanda, türkçe alt yazı eşliğinde dinlediğimiz müzik, kısaca güzeldi :)




Dinlemeli : http://www.youtube.com/watch?v=L2C98_-92Nk&feature=related

28 Mar 2010

Serseri Mayınlar / Mine Vaganti..


Geçmiş bir güne ait renklerle başlıyor film, o ilk anda, sevdim filmi aslında. Sonrasında, ne izleseydim, ne dinleyeseydim, farketmezdi sanırım:) Bir de, İtalya'yı seviyorsanız da, kesinlikle seviceksiniz, bazı harflerin üzerine basa basa, vurgulayarak ve gürültülü konuşmaları, telaşları, sizi yormazsa..


Ben bir Türk yönetmenin -Ferzan Özpetek- çok güzel bir şehirde çektiği, bizim kültürümüze hem uzak, hem yakın bir ailenin yaşamından bir kesit izledim. Gösterime girdiği ilk üç günde 500.000 kişi izlemiş, İtalya'da. Nasıl bulduklarını merak etmedim değil :)


Görüntüleri, müzikler çok hoştu. Konusunu her yerde yazdığı için yazmakta hiçbir sakınca yok. Makarna üreticisi (onların deyimleri ile pasta) ailenin Roma'da yaşayan, küçük oğulları eve dönüyor ve başkalarının istediği gibi yaşama düşüncesinde olmadığından, eşcinsel olduğunu ailesine açıklama kararı vermişken, birden kendisi bir süprizle karşılaşıyor. Hem komik, hem dramatikti ailenin verdiği tepkiler.


Bayanlar inanılmaz derece de, hoştu yada hoş doğru bir ifade olmayacak, dişiydi :) Ailenin iki yakışıklı oğlu dışında, evlerine ziyarete gelen diğer erkek arkadaşlarını da, bu katagoriye sokmamız gerekiyor sanırım..
Sevgili, seven, saran olarak iki erkeği görmek, biraz tuhaf hisler uyandırıyor kişi de..her ne kadar filmin içerisinde 2010 yılında, artık bunun bir hastalık değil de, özellik olduğunun altı çizilerek belirtilmiş olmasına, rağmen.
Tüm bunlar yaşanırken, filmin dışında gibi ilerleyen bir başka konu daha vardı. Büyükannenin, yaşamı..O an ezberlemeye çalıştığım ama yine aklımda kaldığı kadarı ile yazabileceğim "nicolas ölürken bile gülümsemeyi öğretti bana" cümlesi ve Sezen Aksu'nun " nergisin, zerenin taç yapraklarında, seninle baharı kutlamaya, geliyorum" şarkısı ile bitiyor.
Not: Filmin müziği de, çok güzeldi.
http://www.fileden.com/files/2010/3/15/2794336/serseri%20mayinlar.mp3

nina zilli - giuliano palma / 50 mila


Not 2 : http://www.hurriyet.com.tr/magazin/magazinhatti/14244765.asp

15 Mar 2010

Cennetimden Bakarken..

Susie Salamon..Sanki, balık adı gibi diye başlıyor anlatmaya.
Ailesi, okulu ve uzaktan hayranlık duyduğu esmer delikanlı ile bakışmaları ile sevdiriyor kendini, 14 yaşındaki küçük kız. Öldürüleceğini de biliyorsunuz ama, nasıl, ne zaman? beklentisi içinizi burkuyor. O sahneler de, ciddi kötü hissettim kendimi. Vahşet gösterilmiyordu, korku-gerilim çok güzel aktarılmıştı. Koşarak uzaklaşmaya çalıştığı sahne ve çığlığı..sanki, o çığlık benim içimde hapis oldu. Sadece, bu bir film diye düşünemedim, o anda. Bedensel kuvvetlerinden güç alarak, cinsel sapkınlıklarını dışarıya taşıran, insan ırkının mensubu o kadar erkek var ki!

Sonra ki, sahneler kızlarını kaybeden bir ailenin, paniği, çırpınışları, üzüntüleri ile sizi sararken, Susie'nin öldüğünü kavraması ve bulunduğu yerin görsel şöleni ile devam etti. Robin Williams'ın tv'de izlediğim bir filmi vardı. İsmini anımsıyamıyorum. Ya kendisi, yada eşi ölmüştü, önce cehennem görüntülerini görmüştük. Sonra cenneti gösteriyordu, büyülü, huzurlu..Tam da, ona benzer, hatta aynısı diyebileceğim görüntülerdi. Bu görüntülerle içiniz aydınlanırken, bir anda, katili ile ilgili hatıralara dönmesi..bu duygu değişiklikleri, bence hoştu.

Yönetmeninin Yüzüklerin Efendisi filmini de yöneten Peter Jackson olduğunu, eve dönüşümde nette araştırma yaparken, öğrendim. Pek başarılı bulunmadığını da, belirtmeliyim ama benim gibi amatör bir gözle seyrederseniz, her duyguya rastlayacağınız bir film izlemiş olduğunuzu anlayacaksınız. Dram, aşk, üzüntü, gerilim, nefret, biraz da çaresizlik..










15 Şub 2010

Romantik Komedi


1- Harika bir yaz filmi.
a) otomatikman renkli elbiseler
b) ince penyeler
c) terlikler
d) havuz başı keyifler..
2- Komikti.
a) Bir sahnede kıs kıs gülme krizimin geçmediğini farkettim.
b) Yaşlı karı-koca çift ve başı örtülü iki modern genç bayan da, en az mel'le ben kadar, kahkaha attılar. Yani, biz abartmadık demek ki:)
3- Onların sex and the city yada desperate housewiwes (umutsuz ev kadınları) varsa, bizim de neşeli, özgür, bir o kadar da duygulu kızlarımız ve erkeklerimiz varmış dedirtti :)
4- Romantikti.



Romantik Komedi