Gece
Ay dolunay.
Gece de bir insan, kambur duruşunda taşıyor hüznünü.
Yavaşça biniyor,
Lacivert renge bürünmüş denizin kıyısında bekleyen kayığına..
Küreklerin suya değişindeki,
ses yükseliyor önce,
İki yankı gibi vuruşları.
Sonra kayıp gidişi.
Gecenin mi, denizin mi,
Yalnızlığın peşi sıra mı bilinmez.
Tam ortasına varınca…
Gitmenin de,
Dönmenin de imkansız gözüktüğü,
Hani uçsuz bucaksız karanlık,
Hani göz alabildiğine yokluk…
Kalakalıyor.
Bırakıyor kendini akıntısına dalgaların,
“nereye giderseniz gelirim” diyor sessizce,
“ne yöne götürürseniz giderim”
Tahta kayığın küçük boşluğuna uzanıyor,
Büklüm büklüm, ürkek.
Gökyüzüne bakarken,
Peşi sıra gelen yıldızlar tek tek gözkırpıyorlar sessizce,
Her biri birer ateşböceği,
Yanan titrek mum,
Işık işte, ışıl ışıl yanan umut yada..
Elini uzatıp “dokunur muyum” derken mi,
Isınır içi ?
Onu önemseyen yürek atışlarını hatırladığında mı ?
Hani ansızın yağmurun ardından açan güneş,
Hani özlenene sarıldığın an hissedilen ateş…
Ağlıyor.
Ki ağlamalı insan “yükünü hafifletmek için, yüreğinin….”
Gece
Ay dolunay.
Gece de bir insan.
Kıyıya çıkıyor,
Sadece yorgun…
vv.
Not: Eylül /2007'de yazdığım, eski bloguma eklediğim, sevdiğim bir şiirim. Resim Salvador Dali..
çok eskilerden.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çok eskilerden.. etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
18 Şub 2014
28 Oca 2014
5 Şub 2010
Ağlamak..

Gecenin ıssızlığında, açıldı kilidi kapalı kutunun
Döküldü içinden hüzünler,
Bir ağlamak geldi yürekten, gitmedi.
Şehir alabildiğine geceye sığınmıştı,
İnsanlar telaşlı ve hızlı adımlarla yürüyorlardı.
Kimi neşeli, kimi düşünceli,
Kimi yanındakine sarılmış.
Yürürken attığı adımlarından çıkan topuk sesini dinledi,
Soğuktu
Ama ne yağmur çiseliyordu, ne kar.
İnsanı bezdiren bir keskinlik vardı havada….
Üşüyen elini saklayacağı bir yer aradı, bulamadı.
Bir ağlamak geldi yürekten, gitmedi.
Önce buğulandı gözleri,
Minibüsün camı ardından dışarıyı izlerken.
Trafik yine durmuştu, gitmiyordu.
Ve şöför bağıra bağıra cep telefonu ile konuşuyordu.
Sessizliğe sığınmak istedi.
Sonra derinden gelen bir melodi.
Usul usul…
Buğulandı gözleri,
Ne yerin önemi vardı,
Ne yanında oturan saçları arkadan toplu delikanlının varlığı,
Ne kalabalık, ne yalnızlık……
Bir ağlamak geldi yürekten, gitmedi.
Işık ışık yanıyordu şehir, gecenin içinde.
Ateş böcekleri
yada
Yüzlerce insanın elinde tuttuğu alevden meşaleler gibiydi ışık noktaları.
Geceyi aydınlatmıyordu ki hiçbir şey.
Çiçek satıcıları soğuğa rağmen,
Üşümüyormuşcasına bekliyorlardı demetlerin yanında.
Hiç kimsenin gözlerine değmeden gözleri,
Teğet geçti tüm bildiği duygulardan.
Küçük bir damlaydı önce yanağından aşağıya kayan,
Arkasından bir diğeri…
Ne sakladı,
ne sildi gözyaşlarını…
gece gibi,
hüzün gibi,
kabullendi yüreğinin çağrısını.
Akarken damlalar aktı gitti içinde büyüttükleri…
vv. (25/12/2007)
1 Eyl 2009
Eylül'e..

"Başını eğdiğinde göremesem de, damlaların aktığını
orada olduklarını biliyorum, her zaman.
Eylül’den bir gün al, sil tersiyle
ağlamanın umudu gülümsemektir "
diye fısıldadı rüzgar kulağıma..
"Ağlayabil ki, gülmek yakışsın ardından" dedi güneş..
Ağladım da, güldüm de
dalından kopupta, yere düşerken
seslenen yaprak gibi
usul usul.
10 Haz 2009
Son ceza..

Kırgın bir bakış
İçli, üzgün
Eller uzanmak isterken
Bir saç buklesi ile oynar
Bir kolye yada
En kötü dakikalardır
Geçmek/bitmek bilmeyen.
Hele bir de
Kayıtsızsa kıran / acıtan..
Hep kötüler üşüşür insanın üstüne
Hep yüreği yakanlar.
Tek bir söz
Bir dokunuş
Bitiverecekken içteki sıkıntıyı
Olmaz.
Söylenmez ki beklenen..
Bitmiyorsa
İçin acısı
dönüp
ardında bırakmak gerekir, değer bilmeyeni.
Omuzlara binen cezaya katlanabilecek
kadar sağlamsa yürek.
Ki ceza,
yine kendinedir.
20/9/2007
3 May 2009
damla
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

