9 Şub 2010

karmakarışık..








Yıpranmış bir kağıt parçası
Üzerinde kalan; su damlalarının lekeleri
harfler ise çoktan yitik..
**
Yada
yıkanmaktan renkleri solmuş
en sevilen olduğundan, dolap köşesini bekleyen keçelenen bir kazak..
**

Yatağın üzerine yavaşça bırakırken yorgun bedenini
Ateşler içinde yanarken, ağırırken, tüm eklemlerin
Sığınmak gibi uykuya..
Elveda birtanem, elveda!
**
“Bugünden değildi elbet
gelmiş - geçmiş
Ve dahi bitmiş olanın,sakinliğidir bu!"
**
Yüzümün aydınlığı,
içimin neşesi
Sözlerin, anlatılmayan ifadesi
Anlamların ardında, bekleyeni
Aşım, suyum, beslendiğim güç
Direncim
gençliğim
Elveda!

Olmayaşına değil, artık sitem!
böylesinin ve bir daha yaşanmayacaklığın, kabulüdür
bu, son feryad..

5 Şub 2010

Ağlamak..



Gecenin ıssızlığında, açıldı kilidi kapalı kutunun

Döküldü içinden hüzünler,

Bir ağlamak geldi yürekten, gitmedi.



Şehir alabildiğine geceye sığınmıştı,

İnsanlar telaşlı ve hızlı adımlarla yürüyorlardı.

Kimi neşeli, kimi düşünceli,

Kimi yanındakine sarılmış.

Yürürken attığı adımlarından çıkan topuk sesini dinledi,

Soğuktu

Ama ne yağmur çiseliyordu, ne kar.

İnsanı bezdiren bir keskinlik vardı havada….

Üşüyen elini saklayacağı bir yer aradı, bulamadı.



Bir ağlamak geldi yürekten, gitmedi.



Önce buğulandı gözleri,

Minibüsün camı ardından dışarıyı izlerken.

Trafik yine durmuştu, gitmiyordu.

Ve şöför bağıra bağıra cep telefonu ile konuşuyordu.

Sessizliğe sığınmak istedi.

Sonra derinden gelen bir melodi.

Usul usul…

Buğulandı gözleri,

Ne yerin önemi vardı,

Ne yanında oturan saçları arkadan toplu delikanlının varlığı,

Ne kalabalık, ne yalnızlık……



Bir ağlamak geldi yürekten, gitmedi.



Işık ışık yanıyordu şehir, gecenin içinde.

Ateş böcekleri

yada

Yüzlerce insanın elinde tuttuğu alevden meşaleler gibiydi ışık noktaları.

Geceyi aydınlatmıyordu ki hiçbir şey.



Çiçek satıcıları soğuğa rağmen,

Üşümüyormuşcasına bekliyorlardı demetlerin yanında.

Hiç kimsenin gözlerine değmeden gözleri,

Teğet geçti tüm bildiği duygulardan.



Küçük bir damlaydı önce yanağından aşağıya kayan,

Arkasından bir diğeri…

Ne sakladı,

ne sildi gözyaşlarını…

gece gibi,

hüzün gibi,

kabullendi yüreğinin çağrısını.

Akarken damlalar aktı gitti içinde büyüttükleri…

vv. (25/12/2007)

4 Şub 2010

İntikam Peşinde..


Aslında, klasik bir Amerikanfilmi diye düşünebilirsiniz. Polis bir baba, öldürülen kızı ve suçluları cezalandırmak için gözünü kin bürümüş bir ebeveyn.
Ama değildi...
Mel Gibson'un filmlerini severek izleyenler bilir, müthis bir duygusal yönü de vardır ya hani, bakışlarında duruşunda. Buna ek oldukça yaşlanmış, kırış kırış bir yüzde, parlayan gözlerini ekleyin, oynadığı filmin senaryosunda ki, sizi etkileyen acıları. Kızını ağırlamak için telaşlanan, hasta hali ile daha da panikleyen bir "zencefilli gazoz" bulmaya çalışan bir baba...o halde iken, o anda tam kızının ölümü. Sonra şok, kabullenilmeyen bir gerçek, ama gerçek.
Aksiyonu, hareketliliği çok abartılmayan, ama olanlarının da yeterli geldiği bir filmdi :) Yanımda sürekli bir şeyler atıştıran kişiyi bir kenara bırakırsak, koltukta soluksuz kalıp, hem ip gibi ince gözyaşlarını akıtacağınız, hem neymiş ki asıl mesele sorusu ile bir sonra ki, sahneyi bekleyipte, finalle yine kendi içinizde sessiz kalacağınız, bir film.

2 Şub 2010

hız..



Öylece

bir çırpıda/solukta söylenen

noktanın hemen ardı;



büyüklüğü

başta olmasında değil

sese dönüşmesinde gizli!



ve, soluk bittiğinde

aynı nokta ile sabitlenen

bir cümlenin içine, hapis ettiğin bendim
müdahil olan, sen!

1 Şub 2010

duygu..




sığınaklarından sarkan
dipsiz boşluğa merdiven
hayat!

gülümserken, ağladığını
acırken yüreğin, sevdiğini
sözünü dinlerken karşındaki, sırtını döndüğü anda
gittiğini
unutturan!

29 Oca 2010

susam taşıyıcısı..



Yüzeyden bakıyorsun, derinlere
ilerlemeksizin
hariç ama dahil olmayı bilerek!

İsterdin ki,
yakalasın paçalarından
sarmaşık gibi sarınsın
sarsın sana dairleri
aksin.

başka beden de, ben dediğin!

Elini değdirdiğinde berraklığına
parmaklarından sızan suya değil
dalgalanan aksineydi, kederin.

bitişlerin
başlandığı anda kaldı, umutların..
tükenişlerin
çoğaltıldığı zamanda, sevinçlerin..

Yetin-e-medim
sesimi ekledim, şiirine
ısıtsın diye
boşluğu.

ayrıntılar susam tanesi
bu kez, yükle-n-me!

27 Oca 2010

veda



Sözlerimi al..
.
beyaz kar tanesi, hüznümü
yalın ayak, yağmurun ıslattığı sokaklarda koşan ruhumu
üstünkörü bakmayı bilmeyen, gözlerimi
yalvarır gibi, bakışlarımı
.
Ellerimi al..
.
ürkek beliriveren tebessümlerimi
yakan, sızılarımı
unutmaya kıyamadığım, anılarımı
.
Açlığımı al..
.
kat kat sarmalanan örtülerin altında, duygusallığımı
namlunun ucunda, patladı patlayacak, öfkemi
ellerinin arasında, iki damla yaş artığı, yüzümü
.
Beni al !
git..



26 Oca 2010

Şımarık-lık- :)


Hani olur ya, siz bizim ...'nıncı müşterimizsiniz, bu da ödülünüz, diyen gülümseyen yüzler. İşte tam da öyle bir sırıtan yüz ifadesi edinip, 100.'ncü izleyicim nedeni ile bu çikolataları eklemek istedim. Biraz da, eskiye dayanan tanışıklığımız nedeni ile şımarmakta sakınca da, görmedim :)


Bir gün, bir uzun gün bir aynanın önündeyim
Kirpikler ve saclar bitti
Gövdem duvara sürte sürte inceltilmiş bir nesne gibi
Dalgın ve uzun
Uzun ve sisli
Ben ki gövdemle tattım gövdemi, iyi bilirim
Bir hurma, bir baş dönmesi
Kokusu baş dönmesinin
Güzel kaplar aldım bu yüzden, ne kadar güzel kap varsa
aldım
Bilmek için suyumu
Ve hazırlıklı değildim ve bildim
Ben suyun bir dakika durduğu
Durunca boğulduğu bir yerdeyim.

E.Cansever

23 Oca 2010

dua



Pür neşe
san'ki düğün-dernek..


sabah ezanın yankısında
san'ki bayram hazırlığında yakarlar ya
eski kadınlar, avuçlar açık..

avucum açık, kınalar da yakarım!
umudumsa, gelecek.



20 Oca 2010

Sherlock Holmes



Dizi yada film olarak bir çok kez izlediğiz, hani karakteri, zekasını herkesin bildiği bir kahramandı. Ama, yine de bu sefer ki bir başkaydı işte..


Robert Downey Jr.'yi bir zamanların müthis cnbc-e dizisinden hatırlayan vardır. Ally Mc Beal'in sevgilisi olarak. Yanlış hatırlamıyorsam, psikologu idi önceleri. ( ne çılgın bir diziydi o da, hala ortak olarak kullandıkları şirket tuvaletinde jack yada john'da olabilir, beynin içinde çalan Barry White'ın melodisi eşliğinde, dans edişleri aklımda)

Orada görüntü ve karakterine uygun bir sıradanlık içerisinde idi. Hoştu evet. Ama bu filmde, zekanın verdiği özellikleri canlandırırken, biraz kendini beğenmiş, biraz rahat, vurdumduymaz, zaman zaman tembel-pis ifadeleri ile müthişti. Altın küre ödülünü'de almış bu rolü ile :)


Filmin ilk yarısında, henüz başlamadı izlenimi uyandırıyor. Ayrıntılar çoktu ve bu ayrıntıları vermeleri gerektiği için, fragmanında olduğu gibi hareketli, enerjik bir film değildi aslında. Seyircinin bakış açısı ile, Holmes'in bakış açısı ayrıntılı olarak anlatılıyordu çünkü. Yada bir dövüş sahnesinde, saniye ile yapacaklarını kafasında oluşturan, ağır çekimle gördüğümüz, daha sonra hızlı olarak geçen sahneler vardı ki, bunlar çok güzeldi.

Dr.Watson'la, hem de kendisi gibi yetenekli sevgilisi ile olan diyalogları da, keyifliydi. Yine de, mimikleri izlemeye çalışırken, alt yazıları kaçırmak yada yazıyı okurken ifadeleri yakalayamamak gibi bir telaşım yüzünden, dvd olarak tekrardan izlemek istediğim bir film, diyebilirim.