10 Oca 2011

İstanbullular / Buket Uzuner



Hayatları birbirlerine değerek, içiçe, anlarını paylaşarak geçiren bir grup insanın..Tekil ama sesli düşünceleri. Birbirlerinden uzak ama aynı mekanda, farklı tepkilerle yaşadıkları bir İstanbul macerası..daha doğrusu, havaalanın dışına bile çıkmayan bir gün.

"Böyle korku dolu bayağılıklara ayıracak hiç zamanım yok! İstanbul'um ben, Ön Asya'nın, Yakın ve Orta Doğu'nun, Balkanlar'ın ve Doğu Ege'nin, Kafkaslar'ın ve Doğu Akdeniz'in en Avrupalısıyım ben! Çağ açan, çağ kapayan en güçlü şehriyim bu diyarların. Doğuştan Avrupalıyım; hem Bizanslı, hem Romalı, hem Osmanlı, Hem Türk'üm! Bir zamanlar şahsımın başkent olduğu devlete ve mülke bizzat "Avrupalıların Avrupa'nın hasta insanı(!) adı taktıkları şehr-i İstanbul'um ben!
Akdenizli, Karadenizli, Egeli, Avrupalı ve Avrasyalıyım, binlerce yıldır türbanlı dilberden saçları belinde salınan güzele, fesliden şapkalıya, feraceliden peçeliye, kalpaklıdan kasketliye, takkeliden kippalıya, kapalıdan açığa, her çeşit İstanbulluya bir arada yaşama şansı vermişimdir bağrımda, şimdi neden bu yüzyılın başında değişecekmiş karakterim, buna inanacak fâniye şaşarım! İstanbul'um Ben, ölümlülerin aşk ve ölüm korkusuyla ölümsüz kıldığı, şehirler şehri, cihan ecesiyim.
Benim adım İstanbul"

6 Oca 2011

tekrar..


Bir güne, kaç duygu sığabilirdi?

Sen
her düne;
her yarına; onunla var'dın.
Şaşkın!

31 Ara 2010

dalga..



Ne kalabalık her yer
sıkış pıkış

evet,
havalar da çivi hıncıyla kesiyor
yüzünü, kulaklarını, ellerini..

yorgunluk mu dedin
suskunluğu-mu-n nedeni?

bu
değil.

sus'kunluğun!

anlamlara teğet geçerek,
salağa yatıyorum.

İstersen anla
istemezsen anlam'a!

20 Ara 2010

aşk'a dek..

yenilmiyor sevgisine
vicdan ruhum
sığışıp bu kompartımana
meydan okuyor acıya da
yenilmiyor

tutmuş
acı dolu sevgimden çekiyor
sevgilim
acı dolu
onun beni bırakıp gidişleri
ve aramızda kadeh kadeh şu zincir

anlatayım:

o, kadeh kadeh giderdi
alkol kokardı gülüşü
hep duyardım kadehin sesini
içerdim
o çok gider ben çok çok içerdim
acırdı tenim
bu
duymamı sağlardı gelişini

o alkol kokardı gelirken
çok da kızardı
üstelik sarhoş olamayışına

ve akşamları
inadına çok çok gururluyduk biz
eyvallahımız yoktu
içerdik
çokk çokk isterdik aşkı
öyle delikanlıydık sokakta

geçemezlerdi zincirimizden
yenilmezdik
acırdık sadece
çok çok acırdık

ve o dönerdi
köpek gibi öperdik birbirimizin gurursuzluğunu
uyurduk

yine akşam olurdu
o kokardı
ben sarhoş olurdum

kendisinden midesi bulanırdı
içemezdi benim kadar
ben içerdim

severdim çok bulunmayı aşkta
o da beni severdi bilirdim
5. kadehte beni bulur
o yüzden gidemezdi hiç 5 kadehten fazlasına
dönerdi
sonra beni görmek istemezdi
içi almazdı
hem o geldiğinde ben de uyumuş olurdum
kızardı kızardı
alkol kokar kokar kızardı
ben duymazdım

gururlanır gururlanır gider
gururlanır gururlanır dönerdi

en çok içkiye kızardı
içi almıyordu
ve kimse içkiyi ortadan kaldırmıyordu

her akşam içerdi
özlemiydi sarhoşluk

uçaktaydı gözü
hep gitmek isterdi, ulaşmak

aşk derdi özlemine
aşk için içkiyim

ama içi almazdı
ben çoktan sarhoş olmuş olur
arkamı dönerdim
zincir çekilmiş olurdu
dönerdi küfrede küfrede zincire
ve içinin almayışına

dönerdi küfrederdi bana da ona da
içkiye de
aşk arardı
aşkı

aşk
gizlenmişti sevgimizin ucuna
trende bir kompartımandaydı
tümm isteksizliği bundandı
tüm hayyaleri vardı kompartımanın dışında
o ucun ardında

ama kopamazdı, sarhoş olamazdı
almazdı içi yenilmesini sevgisinin
yenilemezdi
dönerdi

yenileyemezdik sevgimizi
acırdık çok çok acırdık
o kokardı ben sarhoş olurdum

aşk kokardı yıldız yıldız
dayanamaz sönerdim
gücüm yetmezdi aşkına
kokusu
alır beni bir sevginin ucuna görürürdü
dayanamaz severdim
ve gözlerim kör kulaklarım sağır olurdu çığlıklarına
dayanamazdım bensizliğine
Hak’sızlık ederdim
dönerdim arkamı dünyaya
zincir gerilir
o küfrede küfrede dönerdi
kocamandı sevgisi o kopmazdı

kokardı sadece
ben içerdim
o içkiye kızar içki kokardı

ikimizde sevgideydik
ben ucundaydım o geri kalanında
o içkiydi, ben sarhoş.
o kızardı hep kızardı
ve hep arardı
vermiş olduğu aşkı
ucunu sevginin

içerdi,içerdi
son dubleye getirirdi sevgisini

bakışırdık yatağa
içimden hep derdim keşke bana dönmese
özgürleşse
zincir gerilirdi
ve ben hemen hak yerdim
içerdim
ölmeyi yediremezdim kendime
o içememiş olur
küfrede küfrede dönerdi
ben içmiş ve sarhoş olmuş olurdum.

zaten almazdı içi
yetmezdi vicdanı
kocaman yüreği vardı
ve kocaman gururu
yanına yaklaşsanız
tekme tokat dalardı kavgaya
yenerdi beni ve herkesi ve vicdanını
ama dönerdi yine

yetmezdi vicdan onu anlatmaya
ama kocaman yüreği vardı
koyardı vicdanı bir kompartımana
gider gider
dönerdi
küfrede küfrede dönerdi ama dönerdi vicdana

çekerdi çekerdi zincirin ucunu
acıtırdı sevgimi

ve ben hemen içerdim son dubleyi
vicdan bendim kompartıman ben

küfrede küfrede dönerdi…
anlatayım:

sabah olurdu, ikimiz birden söylerdik:
beni aradıkları yer benim değil ki
aslında kaybolmadım da
çaldı bir gitar beni
ödeştik

yaratıcı oydu
okuyan ben
tek suçu okura olan düşkünlüğüydü
gece ödeşirdik

yenileyemezdik sevgimizi
mahkumduk

vicdanı yenen bir sevgi
görene dek
aşka dek
içerdik


19 Ara 2010

akis..




sana baktım, beni gördüm.
sen hissediyordun
alçak tonda anlatıyordun

ben taşıyordum cümleden
ürktüm.

anlatırken, nasıl da çırpınıyordum
var olduğumu anımsaman için!

sana baktım, beni gördüm.

Ah acizdim, karşında!


16 Ara 2010

kış masalı..



akşama varmadan
sabahlara yorgun göz kapaklarının ardından
günaydın derken..

yağmur
saçlarının perçemlerinden süzülür
emek için, para için, varmak için
sen
telaş
soğuk
peşi sıra..

balkon altında serenad yapan prensin; yok
reveranslar
sana değildir sarayında
olsa olsa
sildiğin yerlere!

Söyle,
kim masalına, kış kış dedi?

7 Ara 2010

ilmek ilmek..




kalın şişlerin üzerine ilmek ilmek atıp umutlarını
söküklerini örüyordun, ömrünün!


izledim seni
öyle
sakin..


tükenirken; hayalden yumağın
sözlerim
sarınırken; uzayıp giden heveslerin
sıcağım

ördükçe
kalan boşlukları doldurmaya

ben
yetmedim.

4 Ara 2010

neden..




süzülüyorsun boşlukta
kendi etrafında döne döne..

savuruşunda rüzgar
acını, kazıyor bedenine.

sarhoşluğun
bundan!




28 Kas 2010

New York'ta Beş Minare /Mahsun Kırmızıgül


Üzerinde bu kadar konuşulunca, dinleyince görmeden olmazdı :) Mahsun Kırmızıgül'ün daha öncesinde de rekorlar kıran filmlerini izlemek için istek duymamama rağmen, buna neden kayıtsız kalamadığımı bilemiyorum, doğrusu. Sinemada bir film izlerken gösterilen fragmanı etkiledi belki de, beni.

Görüntüler çok güzeldi. Cami, zikir, özellikle Ali Sürmeli'nin vaaz sonrası cami avlusundaki o kuşlar etrafında uçuşurken görüntüler, Amerika çekimleri, Hacı Gümüş'ün evinin ışıltılı beyazlığı, duvardaki Bitlis fotoğrafı üzerinden Bitlis'te güne yeni doğan güneşe yönelen kamera etkileyiciydi.

O denli bir emek varken ortada, detayları görmemezlikten gelmek gerekiyor belki de:)
FBI ajanı Becker'ın ikiz kulelerin altında kalan ağbisi nedeni ile hissettikleri gibi. İlla ki, hınç için bir sebep olması gerektiği neden düşünülüyor ki acaba? Hacı'nın kızı ile nişanlısının evden acele koşarak çıkışlarını da, bir süre unutamıycam sanırım. Yine Becker'le Mustafa San
dal'ın karşılıklı Türkçe konuşmaları sırasında, Sandal'ın kitap okur sesi ile verdiği mesaj, yanında oturan Kırmızıgül'ün neler konuşuyorsunuz diye sorması gibi..

Şu var ki, son ana kadar Deccal'in melek görünümü ile kendini gizleyen Haluk Bilginer olduğunu düşündüm durdum. Orada izleyenleri ters köşeye yatırıyordu belki de, film.






Prensesin Uykusu / Çağan Irmak



Düşle gerçek, gerçekle masal arasında..perili, hüzünlü, gülümseten, içinizi de sızlatan bir filmdi. Sanki Çağan Irmak içinden geçen bütün film tekniklerini kullanabilirim diye göstermek istemiş bizlere :) Birden ortaya çıkan fantastik görüntüler, geçmişi çizgi filmle anlatan kareler..ilginçti gerçekten.